AB GENEL SEKRETERİ YARDIMCISI BURAK ERDENİR’LE TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNİ KONUŞTUK








TAM EKRAN: Son zamanlarda özellikle de Ortadoğu’daki olaylarının da etkisiyle Avrupa Birliği ve üyelik konusu Türkiye’nin gündeminden düşmüş gibi gözüküyor. Bir tıkanma söz konusu mu? Türkiye eski kararlılığını sürdürüyor diyebilir miyiz?

BURAK ERDENİR: Yani aslında tam tersi gibi gözüküyor çünkü Ortadoğu’daki olayların içeriğine baktığınız zaman Türkiye’nin o ülkeler için bir model olduğunu görüyoruz. Bölgedeki ayaklanmaların ve halk hareketlerinin temelinde daha iyi ve müreffeh bir yaşam, daha demokratik bir düzen talebinin yattığı görülüyor. Bu talepleri gündeme getirirlerken de Türkiye o noktada çok önemli bir model. Bizim o coğrafyada çok uzun yıllar bulunmamızdan da öte, o ülkelerin perspektifinden bakıldığında benzerliklerin olduğu ortada. Müslüman bir toplumdan gelme, yaşam stillerinin yakın olması vb. Durum böyle olunca da kendi kendilerine “Niye bizler Türkiye kadar demokratik, yaşam koşulları yüksek ve zengin ülkeler değiliz?” şeklinde sorular sormaya başlıyorlar. Aslında Türkiye’nin bu konuma gelmesinde bence iki temel sebep var: İlki cumhuriyet diğeri ise AB sürecidir. Bu süreç, adeta motorun en önemli itici güçlerinden biri olmuştur. Bu süreçte özellikle son 10–15 seneye bakıldığında, AB müktesebatına uygun reformların yapılması, yaşam standartlarının yükseltilmesi gibi konular AB’nin gündemden düşmediğini gösterir. Pek tabii ki popüler bir konu başlığı olarak şu anda çok gündemde olmayabilir çünkü örneğin, spesifik olarak Libya’daki olayları takip ediyoruz, Tunus ve Mısır liderlerinin nasıl devrildiğine odaklanıyoruz vs. Ayrıca, şöyle bir gerçek olduğunu da kabul edebiliriz; AB popülerliğini kaybediyor Türkiye’de. Bizler de yaptığımız gezilerde, toplantılarda, panellerde ciddi bir ilgi kaybı olduğunu gözlemliyoruz. Bu ilgi kaybının en önemli iki sebebi var: Birincisi, Türkiye güçleniyor ve Türkiye güçlendikçe eskiden daha çok ekonomik temelde bakılan AB süreci, başka noktalardan da irdelenmeye başlanıyor. Türkiye, artık bunu farklı bir süreç olarak görüyor. Siz 10.000 $ kişi başına milli gelir ve 1 trilyon TL GSYH noktasına geliyorsanız ve artık daha büyük hedefleri tartışmaya başlıyorsanız, “Bu noktaya AB olmadan gelindi, demek ki AB’ye çok da ihtiyaç yokmuş” şeklinde bir çıkarım yapıyorsunuz. İkinci unsur ise AB’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı çifte standart. Özellikle bazı üye ülkelerin, Fransa ve Almanya gibi, çok açık beyanatları olsun, müzakere sürecindeki aksaklıklar olsun, 18 fasıldaki siyasi blokaj olsun; AB’yi Türk milletinin gündeminden düşürüyor. Zaten geçen sene %9luk bir büyüme sağlandı ve Türkiye, Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi oldu. Ayrıca, 72 milyonluk bir ülke olarak böyle bir büyüme düzeyine ulaştık ve böylesine büyük çapta bir ekonomi olarak insanlar kendi işlerine bakmayı tercih ediyorlar. Bence de bu önemli bir gelişme.

TAM EKRAN: Hâlihazırda bahsetmişken sizce halkın AB’ye üye olduktan sonra elde edebileceği somut kazanımlar neler olacaktır?

BURAK ERDENİR: Aslında AB ile ilgili sürekli olarak Türkiye’nin ne zaman üye olacağına dair bir odaklanma var. Fakat bu “kesin ve özel olarak tam şu günde olacak” denebilecek bir mesele değil, bir süreç. Yani burada gidilen noktadan ziyade, yapılan seyahat daha fazla önem taşıyor. Bu süreçte yapılan reformlara yoğunlaşmak gerek. Örneğin; ‘çevre’ faslı açılırken, şehir içinde kullanılan yakıtların azot miktarlarının düşürülmesi söz konusuydu ve en önemli konulardan bir tanesiydi. Mesela artık motorinin kentsel kullanımı için belli bir standardı var fakat bu pek tartışılan ve bilinen bir konu değildir. Genetiği değiştirilmiş organizmalar(GDO)la ilgili örneğin, bebek mamalarında bunların kullanımı konusunda çok ciddi kısıtlamalar getirildi. Yani demek istediğim, bu konular doğrudan gündeme gelmemekle beraber tek tek baktığımızda önem arz eden konular. Diğer örnekler olarak gümrük kapılarının otomasyonu veya istinaf mahkemelerinin kurulması, mesela bunlar çok önemli hususlar. Geçen haftalarda çok tartışılan başka bir konu, idam cezasının geri getirilmesi. Aslında Türkiye’nin geldiği şu noktada bu reformların olması çok önemli. Zaten 1970’lerden, 80’lerden bu tarafa gerçekleşen dönüşümlere baktığınız zaman, dünya küçülmekte ve pek tabii ki Türkiye de bundan kendi payına düşeni alıyor. Mutlaka olumsuzluklar da oluyor fakat olumlu gelişmeler ağır basıyor. Hayatımız kolaylaşıyor örneğin, on yıl önceki istatistiklere bakıldığında Türkiye’de yılda kaç uçak yolcusu vardı şimdi ise Anadolu Jet adeta bir otobüs firması gibi çalışıyor. Bu sayede yolda harcanan zaman minimuma iniyor ve insanlarımız bu vakti daha fazla kendilerine ve üretime harcamaya başlıyor. Dolayısıyla AB’yi bir süreç olarak düşünmemiz gerek ve üyelik için gerekli şartlar tamamlandığında, kim bilir halkımız yapılacak referandumda birliğe katılmaya “hayır” diyecek ve belki de Norveç modeli gündeme gelecek.

TAM EKRAN: Aslında yeni sorumuz da tam bu konuyla ilgili. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Forum İstanbul Ekonomi toplantıları kapsamında katıldığı panelde Türkiye’nin AB üyeliği için ilk defa “Norveç Modeli” vurgusu yaptı. Siz bu modelin Türkiye özelinde uygulanabilirliğini nasıl görüyorsunuz?

BURAK ERDENİR: Aslına bakarsanız bunu Sayın Egemen Bağış birçok kereler dile getirdi. Sayın Bakan bu konuyu şöyle dile getiriyordu: “AB sürecinin sonunda Türkiye’nin önünde üç tane yol var: Ya Türkiye birlik tarafından veto edilir, örneğin İngiltere, Fransa tarafından iki defa veto edildi, ya normal bir süreçte üye oluruz ki Polonya, Malta gibi ya da müzakereler tamamlanır, Türk milleti referandumda üyeliği askıya alma yönünde bir irade gösterir ve böyle bir model gündeme gelebilir”. Tabii Norveç modelinin şöyle bir özelliği var; Norveç, “Avrupa Ekonomik Alanı” denen, AB ve Avrupa Serbest Ticaret Birliği(EFTA)’ne üye olan ülkelerin (Norveç, İzlanda, İsviçre, Lichtenstein) oluşturduğu bir alana dâhildir. Fakat AB’ye girmeyi reddettiler.

TAM EKRAN: Vize konusu çok tartışılıyor. Vize konusunda bir muafiyet olur mu?

BURAK ERDENİR: Biraz önceki konudan bağlarsak yani Türkiye için en önemli konulardan bir tanesi de kişiye serbest dolaşım hakkı konusudur. Bu neden bu kadar önemli? 50 sene önce oraya biz göçmen işçilerimizi göndermişiz. Şimdi entegrasyon sorunları var diye suçlanabiliyorlar orada ki işçilerimiz. Türkiye’nin o zamanki ekonomik seviyesinin sağlamasında büyük destekleri olmuştu oradaki işçilerimizin. Bunları unutmamak lazım. Bizim için önemli olan şu tabii: Bir tek pazar var. Tek Pazar nedir? Malların, sermayenin, hizmetlerin ve kişilerin serbest dolaşmasıdır. Şimdi malların serbest dolaşımını sağlamışsın ama en önemli unsur olan kişilerin serbest dolaşımını sağlayamamışsın. Türkiye nin de bu tek pazar imkânlarından yararlanması çok önem taşıyor. Çünkü malları serbest dolaşıyor ama iş adamı kendisi dolaşamıyor. Böyle bir saçmalık olur mu? Ama Türkiye nin Ankara anlaşmasından kazandığı hakları var. Önümüzdeki dönemde belki de en önemli konularından biri vize konusu olmaya devam edecek. Türkiye’de belki hiç olmadığı kadar bu konuda çok açık bir şekilde davranıyor, pozisyonunu açık bir şekilde ortaya koymuş ve şu andaki vizelerin kabul edilemez olduğunu söylüyor. Çünkü Türkiye vatandaşlardan alınan vize harçları inanılmaz bir noktaya geldi. Biz onların Schengen sisteminin finanse eder duruma gelirsek, ona göre de politika belirleriz. Dolayısıyla bu işin içerisinde 15 sene çalışan bir insan olarak söylüyorum ki son 2-3 senede özellikle bu vize konusunda gayet atak davrandık. Önümüzdeki dönemde bu konuda açılımlar olacağına inanıyorum doğrusu.

TAM EKRAN: Kıbrıs konusuyla devam edersek, Rum kesiminin üye olması toprakları üzerinde ihtilaf olan bir ülkenin birliğe alınması tarihsel bir hataydı ve bunu Merkel de kabul etti. Sizce Kıbrıs meselesi ortadayken AB ile müzakereler olumlu sonuç verir mi? Kıbrıs meselesi AB yolunda Türkiye’nin önünde bir engel midir?

BURAK ERDENİR: Tabi Güney Kıbrıs’ın AB’ye üyeliği uluslararası hukuk anlamında ihtilaflı bir durum. Ancak uluslar arası hukukta her şey olabilir. Amerika’nın Irak’ı işgalinden tutun da Birleşmiş Milletlerin kararlarının uygulanmasına kadar. Dolayısıyla bu konuda esneklikler oluyor maalesef. Birçok Avrupalı yöneticinin de kabul ettiği gibi sınırdaki komşularıyla problemi olan bir ülkenin üyeliği tarihsel bir hata. Kıbrıs meselesi de bizim için böyle bir mesele. Bu konu yüzünden ek protokolün uygulanması noktasında ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin tek başına üye olması dolayısıyla Türkiye aleyhine her türlü kararda ortaya çıkması bir noktadan sonra tatsız bir hal alıyor. 2004 yılında AB’nin yaptığı tarihi bir hataydı. Türkiye bu hatanın sonuçlarına katlanıyor.

TAM EKRAN: İnsan hakları konusunda Avrupa Birliğinden gelen eleştiriler var. Türkiye’ye en son Kürt ve Alevi açılımları gibi bir takım demokratikleşme çabalarında bazı eleştiriler geldi. Sizce Avrupa’dan gelen tepkilerin haklılık payı var mı?

BURAK ERDENİR: Türkiye’de bu bir süreç, bir gecede her sorunu çözemiyorsunuz. Türkiye’de on yıl önce Kürtçe konuşmak yasaktı. Şimdi devlet televizyonu 24 saat Kürtçe yayın yapıyor. Geldiğimiz noktaya baktığımız zaman şu anda farklı dinlere, inançlara sahip vatandaşların hakları konusunda ciddi açılımlar olduğunu görüyorsunuz. Bunlar toplumsal dönüşüm gerektiren süreçler. Türkiye ne olursa olsun Güneydoğu’da ciddi bir sorunla mücadele ediyor. Türkiye’nin terörle mücadele sorunu var. Türkiye’yi eleştirebilirler; ama İspanya’nın kendisinde de yeni kurulan partinin terör örgütüyle ilgisi olup olmadığı tartışılıyor. Barcelona’da insanlar buna karşı yürürken, Madrid’de de onlara karşı insanlar yürüyor. Demokratikleşme süreçleri kolay değil; ama Türkiye’nin de önemli adımlar attığı bir gerçek. Son zamanlarda uyum paketlerinden tutun da, her türlü alanda yapılan değişiklikler Türkiye’nin daha güçlü bir liberal demokrasiye sahip olmasını sağlıyor. Bu seyahat gibi devam eden, bitmeyecek bir süreç. Türkiye’de demokrasi olduğu için, Türkiye’yi yönetenler halkın görüşlerini dikkate almak ve bunları dile getirmek zorundalar. Türk toplumunun buradaki pozisyonu önemli. Türk toplumunu dönüştürmek lazım; ama toplumun görüşleri de önemli. Bir gecede toplum dönüşemez, insanların kendisine göre farklı görüşleri olabiliyor. Ben Türkiye’nin daha hoşgörülü, daha demokratik, daha özgürlükçü bir ülkeye doğru ilerlediğini, kişi hak ve hürriyetlerinin geliştiğini, anayasal düzenlemelerin daha özgürlükçü olduğunu düşünüyorum. 82 anayasası ciddi anlamda devrimci bir anayasayken, değişiklikler olmasına rağmen hala yürürlükte. Yeni bir anayasa olmadığı için ne kadar değişebilir. Her şeyi anayasayla da değiştiremezsiniz. 20.yüzyılda, teknolojinin, internetin bu kadar geliştiği bir çağda yazılı belgelere bu kadar itibar etmemek lazım. Toplumsal akıl çok daha önemli.

TAM EKRAN: AB’nin iç mekanizmalarına dönersek, birlik içerisinde Türkiye’ye karşı farklı bakış açılarının bulunması birlik içi sorunların önemli bir göstergesi sayılabilir mi? Fransa ve Almanya’nın duruşunu bu bağlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

BURAK ERDENİR: Türkiye’nin üyeliğine karşı her zaman inişler çıkışlar var. Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkışların nedenlerine baktığımız zaman tarihsel nedenler var. Önyargılar, entegrasyon sorunları, oradaki Türk göçmenlerinden tutun da Türkiye’nin büyük olması, kültürel farklılığı belli nedenlere göre değişiyor; ama bizim sürekli vurguladığımız bir husus var: Türkiye’nin AB’ye katılımı Avrupa’nın yararına olacaktır. Avrupa Birliği sonuçta uluslararası bir aktördür. Her uluslararası aktör hangi teoriyi alırsanız alın nihayetinde kendi çıkarlarını temin eder. Belli değerleri, ilkeleri, prensipleri, belli kurucu felsefeleri vardır. Nihayetinde kendi vatandaşlarını, kendi çıkarlarını korurlar. Ebedi dostluklar yoktur, ebedi çıkarlar vardır. Dolayısıyla onlar Türkiye’nin kendi çıkarlarına yararlı olacaklarını düşündüklerinde Türkiye’yi de birliğe alacaklar. Türkiye’nin enerji kaynakları, Avrupa Birliği’ne ulaşımdan tutun da genç nüfusuyla, dinamik ekonomisiyle, Türkiye’nin onlara farklı noktalarda getirecekleri zenginliklerle, kimliksel anlamda katkılarla, onların farklı coğrafyalara açılmalarını dış politikalarında zenginleşmelerini sağlamasıyla ve Avrupa’nın ciddi anlamda uluslararası bir aktör olmasını farklı unsurlarla sağlayacak olmasıyla, Türkiye onlara ciddi anlamda katkı sağlayacaktır. Bu Sayın Bakanımız Egemen Bağış’ın da ileri sürdüğü gibi kazan-kazan ilkesi çerçevesinde olacaktır. Almanya ve Fransa’da liderlerin kişisel nedenlerle bazı husumetleri olabilir ama hükümetlerin rasyonel politikalar üretmesi noktasında düşünürsek bunlar önemli olacaktır. Mesela Avusturya yüzde 80-90 Türkiye’nin üyeliğine karşıdır. Neticede bu ülkenin kimliği 17. yüzyıldaki Viyana kuşatması sebebiyle Türk düşmanlığı üzerine kurulmuştur. Bu noktada iletişim faaliyetlerinin arttırılması lazım tabi burada kafalardaki Türk profilini yıkmak gerekir. Kolay bir süreç değil bu süreci yıkmak. Almanya ve Fransa’nın büyük lokomotif ülkeler olması sebebiyle konumuz anlamında da alacağı kararların önemi büyüktür. Şuan ki konjonktürün popülerliğini yitirmesi de bu iki ülkenin iç durumuyla ilgilidir. Tabi liderlik kolay bir şey değil, risk almayı gerektirir. 20 yıl sonra Avrupalılar Türkiye’nin alınmaması sebebiyle liderleri yüzünden bedel ödediklerini söyleyebilirler. Gelecek yıl Fransa’daki seçimlerden sonra neler olacağını bilmiyoruz. Türkiye bu seçim kampanyasında yine suiistimal edilip iç politika malzemesi olacaktır, biz istemesek de.

TAM EKRAN: Türkiye, Çin ve Hindistan’dan sonra en hızlı büyüyken ekonomi deniyor. İktidarlar değişse de Avrupa Birliği’ne girme yönündeki politika, bir devlet politikası olarak kalıyor ve değişmiyor. Ekonomik göstergeler lehine işlemeye devam ederse Türkiye Avrupa’ya ihtiyacım yok, girmesem de olur diyebilir mi?

BURAK ERDENİR: Sonuçta Türk halkı referanduma giderek bunları dikkate alır ve kararını verir. Ekonomik büyümeyi sosyal dönüşüme çevirmek çok daha önemli ve inşallah böylece devam eder, devamlılık ve sürdürülebilirlik önemli unsurlar. Umudumuz Türkiye’nin 2050 yılında Avrupa’nın en büyük 3. ekonomisi olacağıdır. Geleceğe yönelik projeksiyonlar çok daha iyi ve güçlü, hem dış politika hem ekonomik hem de demokrasi anlamında böyle. Gençlerin üretime, teknolojiye daha fazla yönelmesi Avrupa’nın sorunlarını da çözebilecektir. Tabi üyelik günü geldiğinde Türkiye’de referandumdan hayır da çıkabilir.

TAM EKRAN: Türkiye’deki son Ergenekon tutuklamaları AB’nin çeşitli kesimleri tarafından basın özgürlüğüne darbe vurulduğu gerekçesiyle eleştirildi. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

BURAK ERDENİR: Avrupa Birliği zaten her konu hakkında bir görüş beyan ediyor. Devam eden bir dava sürecinde benim de konuşmam çok doğru değil ama Türkiye’de en küçük bir olayda, kilisenin camının kırılması gibi, Avrupa Birliği ayağa kalkıyor. Avrupa birliği bunu sürekli yapıyor aslında. Sadece Türkiye’ye ya da yeni katılanlara değil, İspanya’ya İngiltere’ye de yaptılar. O ülkelerden de tepki geliyordu. Birçok şeyi zorluyorlar ama Avrupalıların dediğimizi yapın yaptığımızı yapmayın diye bir lafı var. Fransa Romanları sürüyor mesela. Bizim ülkemizde Başbakan Romanlarla buluşup geçmişe dair olanlardan ötürü özür diliyor onları dinliyor. Bize Romanları sürün mü diyecekler? Macaristan’da anayasa değişikliğiyle basın özgürlüğünü kısıtlayan unsurlar getirildi. Macaristan üye ülke ve dönem başkanı olarak ne yapacak şimdi? Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinin de gelişmesi gerektiğini ortaya koymak lazım Yunanistan’da olan ekonomik krizin faturasını Avrupa’ya kesmek doğru değil. AB’nin kuralları var. Kamu dengelerini disipline edeceksin, mali disiplin içinde olacaksın diyorlar. Bir ülke onların dışına çıkıp farklı politikalar izler ve ekonomisi bu duruma gelirse Avrupa birliği sorumlu olmaz. Tabi çözmek için devreye girer. AB’yi ülkenin tek dinamosu, tek gerçeği olarak ortaya koymak doğru değil. Orada 27 ülke var, kendi politikalarını devam ettiriyorlar aksi halde hükümete gerek olmaz o ülkelerde. Bazı konularda ortak karar alma havuzları olunca kısmen egemenliklerini devretmişler. Türkiye’de kendi çerçevesinde ilerlemeli. Eğer süreç durursa Başbakanın dediği gibi bunları Ankara Kriterleri yapar devam ederiz.

TAM EKRAN EKİBİ






Hiç yorum yok: