BASİT BİR SORU: SANAT NEDİR?


Hatta biraz klişe de olabilir, ama yıllardır düşünürlerin, yazarların hem fikir olamadığı bir soru ile karşı karşıyayız. Öyle ki şu ara Türkiye’nin günümüz siyasileri bile bu soru ile meşgul olmaktalar. Sanat, sanatçı, nerde, niçin, kimin için... Bu konuda herkesin bir fikri olmasına karşın verilen cevapların çeşitliliği akabinde şu soruları akla getiriyor; İyi de o zaman sanat kıstasımız nedir? Kafalardaki flu atmosferi silebilmek için kavramlara şöyle bir göz atalım.
Sanat genel olarak düşünülen ya da hissedilen bir şeyi somutlaştırabilmek için bilgi ve zekanın kullanılması olarak görülebilir. Birçok kaynak sanat tanımını farklı şekillerde yapmaktadır. Örneğin, Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlükte “Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık” şeklinde açıklanırken TDK Felsefe Terimleri Sözlüğü (1975) sanatı “ Belli bir yetkinliğe eriştirilmiş olma “ ve “ Bir şeyi kendi iç yasalarına göre özgürce biçimlendirme yeteneği” olarak tanımlar. Ayrıca sanat sözcüğü köken olarak eski yunanca tekhne sözcüğü ile eş anlamlı olup ereği bir şeyi ortaya koyma, yaratma, doğru bir plana göre yönetilmiş bir davranış anlamına gelmektedir. Sanatın türleri bu sözlükte şu şekilde belirtilmiştir:” mimarlık, resim, plastik sanatlar, musiki, söz-yazı sanatı: yazın, sahne oyunu (tiyatro) ve dans.” Cambridge sözlükte ise sanat, insanların belirli düşünceleri ve güzeli ifade etme eylemi. Oxford sözlükte de insan yaratıcı becerisinin ve hayal gücünün oluşturduğu çalışma olarak tanımlanmaktadır.
Görüldüğü üzere sanat genel anlamıyla bir yaratım sürecini ve hayal gücünü ifade eder, fakat neyin sanat olarak adlandırılacağı tarih boyu tartışma konusu olmuştur. Bu nedenle zamanla bu geniş anlamına çeşitli sınırlamalar getirilmiştir. Çok basit gözükmesine rağmen tanımlaması zor ve hatta bir o kadar da akademik çevrelerce tanımlanabilir olup olmadığı bile bir tartışma konusudur. Ne yazık ki her yaratım işi sanat değildir. Duygular ve düşüncelerden temellenmesi gerekir. Elbette sanatı estetikten bağımsız düşünemeyiz. Yani sanat biraz da insanoğlunun iç ve dış dünyasının etkisinde oluşturduğu duyulara yönelik beğenisel ve güzelduyusal(estetik) yönleri yararlı yönlerinden daha çok olan ortaya koyumdur. İnsandaki estetik duyguyu harekete geçirebilmek bir anlamda önemlidir ve hatta bu anlamda çok fazla fayda amacı güdülmemesi gerekebilir, bu nedenle her turlu yaratım sanat yaratımı içinde yer alamamaktadır.
Sanat insanlık tarihinin her döneminde rastladığımız bir olgudur. İnsanoğlunun geçirdiği evrimler yaşama biçimlerini, yaşama bakışlarını değiştirdiği gibi sanat biçimlerini ve sanata bakışlarını da değiştirmiştir. Her dönemde ve her toplumda sanat farklı görünümlerle ortaya çıkmıştır. Üst paletlitik döneme ait, 40,000 yıl öncesine dayanan bazı heykeller, mağara resimleri ve petroglifler bulunmakta fakat o zamanın kültürü ile ilgili az şey bilindiği için bunların sanatsal değeri olup olmadığı halen tartışmalıdır. Yine de dünyadaki en eski sanatsal objeler bir Güney Afrika mağarasında bulunan 75,000 yıl öncesine ait küçük delinmiş salyangoz kabuklarıdır ki bunların takı malzemesi olarak kullanıldığı düşünülmektedir.1
Antik uygarlıklarda; Eski Mısır, Mezopotamya, İran, Hindistan, Çin, Roma ve hatta İnka, Maya gibi uygarlıklarda görülen ilk eserler kanıtlıyor ki her bir uygarlığın kendine özgü ve tipik bir sanat tarzı var. Bu uygarlıkların ömürlerinin uzun olması ve gelişmişlikleri sanatsal uğraşların uzun süreli yaşadığını ve hatta birbirlerinden etkilendiklerini gösteriyor. Diğer bir yandan Bizans ve Ortaçağ’da sanat dinsel ve soyut gerçeklikleri açığa çıkarmaya odaklanmış ve kullanılan stil gösteriyor ki ruhani dünya büyük bir itimada ve ihtişama sahip, öyle ki resimlerin altyapısında altın veya cam işlerinde mozaik kullanılmıştır. Rönesans sanatında ise realizm karşımıza yükselen akım olarak çıkıyor; materyal dünya, insan vücudu ve hatta grafik bakış açısının ilk sistematik yöntemleri bu dönemde görülüyor. Doğu da ise İslami sanat ikonografiyi reddederek kaligrafi ve mimariye apırlık vermiştir. Uzak Doğuda din etkisinde kalmış stiller ve formalarla karşılaşmaktayız. Hindistan’da ve Tibet’te boyama heykeller ve dans ön palana çıkarken, Çin’de daha çeşitli sanat formalarına rastlanmaktadır; oymacılık, bronz işçiliği, çömlekçilik, şiir, kaligrafi, müzik, resim, drama...2
18.yüzyıl Avrupa’sında, aydınlanma ile beraber gelen fiziksel ve akılcı sanat ön plana çıkmasının yanı sıra, monarşi sonrasının politik devrimci bakış açısının izleri görülmektedir, mesela William Blake’nin Newton portresi, Jacques Louis David’in propagandacı resimleri. Bu yaklaşım insanın bireyselliği ve duygusal tarafından yana olan Romantizme bir tepki doğurmuştur. 19.yüzyıl sonlarında ise Akademik Sanat, Sembolizm, İzlenimcilik ve Fauvism gibi akımlara tanık olmuştur. 20.yüzyıl sanat tarihi ise yeni standartların ve olanakların arandığındı bir dönem olmuştur. Bu dönem Fauvism, Kübizm, Dadaizm, Dışavurumculuk, Sürrealizm gibi akımların ve eserlerinin damgasını vurduğu bir dönem olsa da bu akımlar çok uzun ömürlü olmamışlardır. Ayrıca bu dönemde artan küresel iletişim ektilerini görüyoruz; örneğin Pablo Picasso’nun African heykel sanatından etkilendiğini biliyoruz. Modernizm, daha idealistik bir gerçek arama ve ulaşılamazlığın gerçekçiliği olarak sorgulanıyor, 20.yüzyılın sonlarında. Görecelilik, kaçınılmaz gerçeklik olarak kabul ediliyor ki bu da kültürlerin ve tarihin değişen formlarını kabul eden Çağdaş Sanat ve Post modern kritikler gibi yeni anlayışlara yol açıyor. Artık sanat bölgesel kültür olarak incelenmesinin dışında daha küresel bir anlam taşımaktadır.3
Sanatın niteliği üzerine de birçok farklı açıklamalar vardır, filozoflar ve düşünürler tarafından ortaya konan. Bazıları sanatın niteliğinde iyi, güzel ve gerçek vasıfları olması gerektiğini savunup sanatın fayda ile ilgisini savunur. Öte yandan bazıları ise sanatı fayda ile olan ilgisinden uzaklaştırarak sanatı sanat için olduğunu savunarak, sanatta maddi fayda aranmaması gerektiğini düşünürler.
Sanatın faydadan bağımsız olduğunu savunanlar, sanatı daha çok insan doğasına ve bireyselliğe entegre ederler. Aristo esinlenmenin doğamızdan geldiğini savunur.4 Bu bağlamda sanat bir yaratıcılık ve insanın doğası gereği yapması gereken işidir. Ve dolayısıyla faydadan uzaktır. İnsanın doğal içgüdüsü ahenk, denge ve ritim içindir ve burada ritimden bahsedilen daha çok güzellikle ilintilidir.. Einstein sanatın, kişinin evren ile olan ilişkisinde deneyim kazanma yolu sağladığını düşünür ve deneyimi gizemli kılar.5 Diğer bir yandan Kant, sanatın kuralsız bir hayal gücünü öngörür. Sanatın kendi dışında amacını önemsemez ve sanatın yaratımını üstün yaratıcıya bırakır.6
Sanatın faydacı anlayışı yaratıcının ya da sanatçının bilinçli ve kasıtlı eylemi ile mümkün olduğu görüşündedir. Politik bir değişim, herhangi bir toplum görüşüne bir yorum, bir ruh hali ve duygu iletimi gibi amaçların olabileceğine işaret edilir. Bu görüşlerden biri sanatın iletişim için olduğu düşüncesidir. Basit haliyle bir iletişim formudur. Duygular, ruhsal durumlar sanat ile iletişirler. Diğer bir görüş, avangardın politik değişime yol açtığı üzerinedir. 20.yüzyıl başlarında Dadaizm, Sürrealizm gibi sanat akımları tarafından desteklenmiş bir anlayıştır ki avangart sanatın politik değişim ile doğrudan ilgisinin olduğu savunulur. Bunun yanı sıra, sanatın psikolojik olarak iyileştirebilme etkisinden propaganda olarak kullanılabilmesine kadar değişik faydacı görüşleri vardır.
Elbette sanat tartışması çok derin bir kimliğe sahip. Yıllar boyu sanat, insanoğlunun hayatında yer alan fakat bir o kadar da anlamlandırmaya ve değer biçmeye çalıştığı bir olgu. Bir şekilde yaratma ihtiyacından doğmakta. Hatta sürekli yeni düşünüşlerin, farklı yaratımların devinimi, bize dinamik bir canlılığa sahip sanat portresi çizmekte. Goethe’nin güzel sözü her şeyi açıklamakta “ Sanat ne kadar uzun tanrım, hayat ne kadar kısa!”

MERVE YURTCAN

KAYNAKÇA
1- Radford, Tim. "World's Oldest Jewellery Found in Cave".Guardian Unlimited, April 16, 2004. Retrieved on January 18, 2008.
2- Honour & Fleming. ” A World History of Art”.2005
3- Chipp, B. Herschel, “Theories of Modern Art”,1968
4- Aristotle. The Poetics, Republic
5- Einstein, Albert. The World as I See It, http://www.aip.org
6- Immanuel Kant, Critique of Aesthetic Judgement (1790).


Hiç yorum yok: