Tam Ekran: Söyleşimize öncelikle sorunun adını koyarak başlamak istiyoruz. Siz bu hareketin içinde olan biri olarak sorunu nasıl tarif ediyorsunuz, nasıl başladığını düşünüyorsunuz? Bu bir kimlik sorunu mudur, bir ekonomik sorun mudur?
Osman Özçelik: Kürtler Ortadoğu’nun en eskilerinden olan, dünya milletleriyle ve komşu halklarla her zaman barış içinde çalışmış bir halktır. Günümüzde de bu özelliklerini korumaktadırlar. Doğal olarak talepleri de vardır. Ancak bu taleplerin bastırılması sonucunda zaman zaman çeşitli çatışmalı süreçler de yaşanmıştır. Bu çatışmalı süreç Türkiye için hala devam etmektedir. Kürtler, Cumhuriyet’in kuruluşunda kurucularla birlikte hareket ettiler. O dönemde Kürtlere özerklik vaat edildi. Türkiye iki halkın kurucu unsur olarak eşit koşullarda yaşadığı ortak bir vatan olacaktı. Ancak bittikten ve Lozan Anlaşması’ndan sonra durum tamamen tersine döndü. Kürtlerin hiçbir hakkının olmadığı, hatta Kürtlerin Türk olduğu, karda yürürken kart kurt diye ses çıkardıkları için kendilerine Kürt denildiği ve Kürtçe diye bir dilin olmadığı söylendi ve yoğun asimilasyon politikaları uygulandı. Kürtler buna itiraz ettiler; Koçgiri’de, Şeyh Said’te ve Dersim’de buna isyan ettiler. Dersim aslında bir isyan değil bir katliamdır. Uzun zaman sonra yasal ve demokratik yollardan taleplerinin karşılanmayacağı anlaşılınca ve yoğun asimilasyon politikaları sonucu; Kürtler 1984 yılında dağa çıktılar. Sorun tamamen ekonomik değil. Tabi ki ekonomik yanı da var, ama bir halkın kendi kimliği özgürce yaşamak hakkı diye de bir şey var. Bu mücadele başka halkların çıkarlarını, haklarını yok etmek üzere değildi. Sadece eşit koşullarda bir arada yaşamanın yaratmak üzere verilen bir mücadeleydi. Bu çatışmalı süreç ister istemez kirlilikte yaratıyor. Onun için biz kirli savaş diyoruz. Biz bu çatışma sürecinin bir an önce bitmesini, Kürtlerin demokratik haklarının tanınmasını, barış içinde bir arada yaşayabilmenin demokratik koşullarının yaratılmasını istiyoruz. Demokratik özerklik diye bir proje ile bunun sağlanabileceğini, dünyada birçok ülkede olduğu gibi; birçok halkın, farklı kültürlerin, farklı inançların birbirlerinin haklarına saygılı biçimde yaşayabileceğini düşünüyoruz. Türkiye’de bu örneklerden biri olabilir. Bu duruma bir engel yok diye düşünüyorum. Bunlara ek olarak; Kürtler bugün Türkiye genelinde çok ağır ekonomik sorunlar yaşıyorlar. Türkiye ortalamasının çok altında yaşam koşulları var. Örneğin; kişi başına düşen milli gelir açısından Türkiye ortalamasının 1/5’i, okullaşma oranı Türkiye ortalamasının 1/3’ü veya 1/4’ü, sağlık hizmetleri açısından Türkiye’nin batı kesiminde de geri kalmış ilçeler ve köyler var ama ortalamayı aldığımızda, bütün ekonomik kıstaslar bakımından Türkiye’nin en geri kalmış 22 ilin 18 tanesi Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı şehirlerdir. Kürtlerin yaşadığı topraklar, devletin sosyal, eğitim ve diğer ekonomik hizmetlerden en az pay alan yerlerdir. Oysa Kürt coğrafyası çok zengin bir yerdir.
Tam Ekran: Türkiye’de ki tüm kimlikleri bir arada tutan bir şey olduğunu düşünüyor musunuz? Örneğin size göre Türkiye’de Türkleri ve Kürtleri bir arada tutan bir şey var mıdır, varsa nedir?
Osman Özçelik: Türkler Orta Asya’dan geldiler Anadolu’ya. Türkler Anadolu’ya geldiğinde biz bu topraklarda yaşıyorduk. Türklerin Anadolu’ya geçişini sağlayan Kürtlerdir. Alparslan’ın Malazgirt Savaşı’yla Anadolu’ya gelişinde Bizans’a karşı Kürtler yardım sağladılar. O günden bu güne şu veya bu şekilde bir arada yaşama imkânı doğdu. Tabi ortak dini inançta var. Her iki halkta ağırlıklı olarak Müslümandırlar. Her ne kadar mezhepsel fark varsa da İslamiyet bir eşitlik unsuru olarak düşünülebilir. Ama asıl birleştirici unsur aynı coğrafyada ortak kültürler yaratmış iki halkın bir arada yaşayabileceği ortak yaşamı yaratmış olmalarıdır.
Tam Ekran: Peki Osmanlı Devleti Dönemi’nde Kürtlerin durumundan bahseder misiniz?
Osman Özçelik: Osmanlı döneminde Kürtler beylikler halinde yaşamlarını sürdürüyorlardı ve Kürt beyleri kendi bölgelerinde Osmanlı İmparatorluğu’nun diğer halkların durumuna benzer bir şekilde özerk yaşıyorlardı. Sadece Osmanlı’ya vergi veriyor ve savaş zamanı da belirlenmiş sayıda asker gönderiyorlardı. Zaten sistemli bir askerlik mekanizması yoktu. Çeşitli beyliklerin kendi askeri güçleri vardı ve bunlar beyin kontrolündeydi. Ticaret tamamen kendi kültürleri ve kendi dilleriyle, eğitim ise medreselerde veriliyordu. Aslında “medrese” denince akla hep dini eğitim verildiği geliyor fakat sadece dini eğitim verilmiyordu. Medreseler bugünkü üniversitelerin karşılığıydı. O medreselerde Kürt bilim adamları, temelde İslami eğitim olmak üzere felsefe, matematik, coğrafya, tarih, astronomi gibi dersler de veriyorlardı. Kur’an-ı Kerim’in ve diğer dinlerin yorumları da okutuluyordu. Dinsel dersler Arapça yapılmakla beraber bütün tefsirler Kürtçe yapılıyordu. O dönemde çok büyük şairler de çıktı örneğin; Melayi Ciziri, tasavvuf edebiyatının o dönemki Ortadoğu’daki en büyük şairlerinden biriydi, sonra Feqiye Teyra var ki yine çok güçlü bir şair olarak görünür, Ahmedi Hani, bir medrese öğretim üyesi ve Mem u Zin adında bir destan yazdı. Bu eser, Romeo ve Juliet gibidir denilebilir. Bir aşk hikâyesi üzerinden felsefe yapılıyor ve o günün coğrafyasında yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri şiirsel bir anlatımla, mesnevi türünde dile getiriliyor. Sadece bir aşk destanı anlatılmıyor, bir aşk destanı çerçevesinde dünya yorumlanıyor. Yani Kürtler örnek bir şekilde yaşıyorlardı Cumhuriyet’e kadar. Cumhuriyet gelince sorunlar baş göstermeye başladı.
Tam Ekran: Hükümetin Kürt açılımı girişimiyle devam edersek, bölgede ki halkın bu projeye bakışı nasıl?
Osman Özçelik: Açılım meselesi tamamen bir aldatmacadır. Mevcut ilişkileri belli bir süre daha ne kadar sürdürürüz anlayışıyla ortaya çıkarılmış, tamamen altı boş bir girişimdir. Tabi AKP eski anlayışla bu insanları bu sisteme bağlı tutamayacağını anladı ve “bir şeyler yapmalıyız yoksa tamamen kaybedeceğiz” anlayışıyla göz boyayan bir tutum izledi. Başarılı da oldu diyebiliriz. Halkta diğer partilerin aksine AKP bir şeyler yapmaya çalışıyor izlenimi doğdu. Halkın 2007 seçimlerinde bir umudur vardı. Devleti yöneten diğer partilerden farklı bir davranış sergilediği için AKP onları umutlandırmıştı. Ama bu umudun yersiz bir umut olduğu ortaya çıktı. Nitekim 2009 yerel seçimlerinde bu daha da anlaşılmış oldu. Yine referandumda halk, Tayyip Erdoğan’a ve partisine güvensizliğini bir kez daha gösterdi.
Tam Ekran: Önceki yıllarda bölgede bir PKK-Hizbullah çekişmesi yaşandı. Hizbullahçıların tahliyesinden sonra tekrar böyle bir kavga yaşanır mı? Devletin PKK terörüne karşı Hizbullah’ı kullandığını mı düşünüyorsunuz?
Osman Özçelik: Çatışmalı süreçte devlet çok kirli bir savaş politikası sürdürdü. Korucuları harekete geçirdi, Kürt’ü Kürt’e kırdırma yolunu seçti. Halkın yoksulluğundan istifade ederek ve onlara maaş vererek onların kendi halkına düşman olmalarına neden oldu. Tehdit etti ve ya korucu olacaksınız ya dağa çıkacaksınız dedi. İç göçlerden dolayı 4-5 bin insan yerlerini değiştirmek zorunda kaldı. JİTEM diye bir şebeke oluşturdu devlet ki şimdi Ergenekon’da yargılanıyorlar ve toplu mezarlar ortaya çıkıyor. Bunla da yetinmedi ve bu defa Kürt halkının inançlarını istismar etme yoluna gitti ve dinsel bir örgütmüş gibi Hizbullah, Allah’ın Partisi, diye bir yapı oluşturdu. Şimdi çok açıkça itiraf ediyorlar ve onlara biz eğitim verdik diyorlar. Tabi bunu PKK’ ye karşı kullandılar. Batman’da, Silvan’da, Diyarbakır’da ağır silahlarla geziyorlardı ve halk içerisinde Kürt hareketi açısından etkili olabilecek insanları cadde ortasında infaz ediyorlardı. Şimdiye kadar hiç birisi yakalanmadı. O günlerde biz tırnak makası taşımaya bile cesaret edemiyorduk ama onlar ağır silahlarla dolaşıyorlardı. Tamamen devletin güdümünde, devletin organize ettiği bir yapılanmaydı. İtiraf da ediyorlar zaten. Bunu kavrayamayan bazı insanlar buna dini diyorlar. Yeniden PKK ile bir çatışmaya girebileceklerini, buna cesaret edebileceklerini sanmıyorum. Kendileri de ya da en azından sempatizanları da fark ettiler ki devlet onları kullandı. İşi bitti diye düşündü, cezaevlerine koydu, liderlerini öldürdü. Tabi yeniden toparlanabilir ama bu kez bir hizb-u kontra şeklinde değil, bir silahlı hareket olarak değil daha demokratik yolları kullanan bir durumda ortaya çıkacağını düşünüyorum. Devletin oyununa gelmeyeceklerini düşünüyorum.
Tam Ekran: Kürtlerin talepleriyle devam edelim. Son günlerde en çok tartışılan konular ana dilde eğitim ve demokratik özerklik talepleri oldu. Buradan iki soru ile devam edelim. Anadilde eğitim ve demokratik özerklik taleplerini biraz açabilir misiniz? İkinci soru olarak da bu taleplerin ülkeyi böler söylemine sebep olmasına nasıl ve ne açıdan yaklaşıyorsunuz? Bu söylemlerde bir haklılık payı olduğunu düşünüyor musunuz?
Osman Özçelik: Bu manipülasyona yönelik sistemli olarak rejim yanlıları tarafından ileri sürülen bir iddia. Kürtler ayrılma yanlısı olmayan ama beraber yaşamayı amaçlayan bir politika izliyorlar. Tabi devlet kendi sistemini devam ettirebilmek ve halkı manipüle edebilmek için her defasında farklı bir tehdit algısı öne çıkarıyor. Örneğin bir dönem komünizm, başka bir dönem de şeriat gelecek diyorlardı. Ama bunların hiçbirisi gerçek tehlikeler değillerdi. Sistemi ve egemen sivil-asker bürokrasisini ayakta tutabilmek için yapılmış şeylerdi. Bölünme tehlikesi gibi bir tehlike yoktur. Kürtlerin %95’i bölünmeye karşıdır ve başka bir devletin çatısı altında yaşama arzusuna sahip değillerdir. Arzuları bir arada ve eşit bir biçimde yaşamaktır. O nedenle eksiksiz bir demokrasi ve demokratik özerklik istiyoruz. Bu sadece Kürtler için değil, etnik ve mezhepsel tüm diğer gruplar için de geçerlidir. Artık ağır bürokratik mekanizma nedeniyle merkezden yönetimin çok güç olduğunu, çözülebilecek sorunların giderek ağırlaştığını ve bu nedenle de Türkiye’de yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve demokrasinin asıl yeri olan yerelin güçlendirilmesini istiyoruz. Türkiye’de bu sayede yerel yönetimlerde halkın yönetime doğrudan katılımı sağlanabilir. Çünkü sorunlar yerel parlamentolarda çözülebilir. Ama Türkiye’de merkezi bir parlamentonun zaten olacağını, dış ilişkilerin, genel savunma işlerinin yine merkezden kontrol edilebileceğini söylüyoruz. Eğer sistem böyle devam ederse bir arada yaşama konusundaki tereddütlerin giderek artacağını düşünüyorum. Ana dile gelirsek, ana dilde eğitim temel bir insan hakkıdır. Bir insanın dilini yok etmek insani bir şey olamaz. Zaten bugüne kadar ki çabalarda sonuç almamıştır. Seçmeli ders gibi öneriler sorunu erteleyici ve kandırmaca yaklaşımlardır. Bu insanlar bu ülkede askerlik yapıyorlar, vergi veriyorlar. Peki, tüm bunlara rağmen neden anadilde eğitim olanaklarına sahip olamıyorlar? Bunun sorgulanması lazımdır.
Tam Ekran: PKK’nın eylemsizlik kararını kaldırması hakkında ne düşünüyorsunuz, bunun bundan sonra ki sürece etkisi ne olur?
Osman Özçelik: Bu daha önce de oldu, PKK tek taraflı ateşkes ilan ediyor ve daha sonra devlet tarafından konuşanlar “onları yendik”, “dağıldılar”, “savaşma güçlerini kaybettiler” gibi hamaset nutuklarıyla ortaya çıkıyorlar. Tekrar çatışma başlayınca da “eyvah, ne yapalım ne edelim ki çatışmalar yeniden dursun” diye basından, siyasi partilerden konuşuyorlar. Aydınlardan, düşünce kuruluşlarından, siyasi partilerden gelen çağrılar üzerine PKK ateşkes ilan ediyor ama devlet hiçbir şekilde buna uymuyor. Yok edeceğiz, bir kişi bile kalsa öldüreceğiz diyorlar ama hiçbir zaman bir kişinin kalmayacağını anlamıyorlar. 1000 Kürt yaşamını yitirdi bu uğurda. Bu bir savaş, bu bir çatışma. Tarafların bu çatışmayı ortadan kaldıracak adımlar atması lazım. Kürtlerin talepleri belli: Türkiye’nin demokratikleşmesi. Her seferinde devlete fırsat tanınıyor ama devlet hiçbir şekilde adım atmıyor. Örneğin AKP durumu sürece yaymaya çalışıyor ve yoğun asimilasyon politikalarına devam ediyor. Açılım politikası deniyor, açılan bir şey yok, hiçbir şey yok. İşte ben duble yol yaptım diyorlar. Yani Kürtler duble yol yapılsın diye mi bunca kaybı verdi? Yol tabii ki yapılacak. Burada bir lütuf yok. Bunu benim vergimle yapıyorsun, babanın cebinden ödemiyorsun. Kürtler kendi kimliklerine saygı duyulan bir devlet istiyorlar. Vatandaşları olarak devletten bizim beklentimiz bu sorunu çözmesidir. Bu savaşı durduracak olan devlettir. Umarım daha ağır ve çatışmalı süreçler yaşamayız.
Tam Ekran: Öcalan’la aranıza mesafe koymadığınız yönünde partinize gelen eleştiriler var, Öcalan’la aranıza mesafe koymayı düşünüyor musunuz?
Osman Özçelik: Niye mesafe koyalım! Eğer barış istiyorum diyorsa, biz de barış istiyoruz. Eğer Türkiye demokratikleşsin, insan hakları güvence altına alınsız diyorsa, biz de bunu diyoruz. Sırf Öcalan böyle diyor diye tam tersini mi söyleyelim? Bize oy veren seçmenin büyük bir bölümü Öcalan’ı lider olarak görüyor. Bizim de çakışan ortak taleplerimiz var.
Tam Ekran: Söyleşimize sorunu nasıl tanımladığınızla başladık, isterseniz nasıl çözülebileceği ile bitirelim.
Osman Özçelik: Çözüm eksiksiz bir demokrasidir. Eksiksiz bir demokrasi de tamamen barışçıl yollarla, tamamen demokratik yollarla, tamamen halkın iradesine dayalı, halkın kendisini karar ve yönetim süreçlerine katabileceği demokratik bir yapılanmayla olabilir. Biz demokratik özerklikle bu sorunun çözülebileceğine ve bunun meşru yollarla sağlanabileceğine inanıyoruz. Çabalarımız da bu yöndedir.
TAM EKRAN EKİBİ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder