TÜRKİYE’DE NÜKLEER SANTRAL ENERJİSİ VE EKONOMİSİ

Japonya’da meydana gelen 8,9 büyüklüğündeki depremden sonra, Fukuşima 1 ve Fukuşima 2 nükleer santrallerinin hasar görmesi, dünyayla beraber Türkiye’de Mersin-Akkuyu ve Sinop’ta yapılması planlanan nükleer santral tartışmalarını da alevlendirdi. Tartışmanın odağında yer alan soru ise “Nükleer santral gerçekten gerekli bir enerji elde etme yöntemi mi?”. Bu soruya, nükleer santral karşıtları, nükleer santrallerin güvenlik sorunları, çevre kirliliğine etkisi ve ekonomik karlılık getirmemesi nedeniyle olumsuz yaklaşırken, ideolojik olarak karşı çıkanlar da mevcuttur. Nükleer santrallerin varlığını veya yapılmasını destekleyenler; Türkiye’nin nükleer santralden ekonomik olarak karlı çıkacağı görüşünü desteklemektedirler. Ayrıca, ekonomik büyüme ile beraber Türkiye’nin gelecek yıllarda en çok ihtiyaç duyduğu şeyin enerji olduğu vurgusunu yapmaktadırlar. Bu bağlamda, enerjiye aç olan Türkiye için nükleer santralin, hem ekonomik kalkınma hem de enerji ihtiyacının karşılanması için neden önemli olduğunu, uzmanların görüşleri, yapılan araştırmalar ve ekonomik veriler ışığında açıklamaya çalışacağız.
Öncelikle, nükleer santralin varlığını istemeyenlerin neden bu enerjiye karşı olduklarını açıklamaya çalışalım. Çevreyi olumsuz yönde etkilemesi, alternatif enerjilerin varlığı ve nükleer enerjinin ekonomik olarak yararlı olmayacağı görüşleri nükleer santral karşıtlarının öncelik verdiği konular arasında yer alıyor. Nükleer enerji yeni kullanılmaya başlanan bir enerji türü olarak dünya hayatına aktif olarak 1950li-1960lı yıllarda girmiştir ve o yıllardan bu yana üç tane tehlikeli olarak nitelendirilebilecek kaza yaşanmıştır. Bu kazalar, 1979’da ABD’de “Üç Mil Adası”, 1986’da eski SSCB şimdiki Ukrayna’da “Çernobil” ve son olarak depremle beraber Japonya’da “Fukuşima”. İlk iki tehlikenin boyutları yaydığı radyoaktif maddeler ile çevresine ciddi zararlar vermiş, takip eden yıllarda sonuçları açıkça görülmüştür. Japonya’daki tehlikenin etkilerini ise zaman içinde anlayacağız. Çevrecilerin neden nükleer santral istemediği bu felaketlerden gayet iyi anlaşılıyor. Ama bu felaketlerin ortak noktasını da vurgulamak gerekir. Bu santraller eski teknoloji ile yapılıp işletiliyordu. Gelişen teknoloji ile artık insan hatasını indirgeyen önlemlerle beraber kaza riski azaltılabilir. Nükleer enerji karşıtlarının savunduğu diğer bir görüş ise alternatif (yenilebilir) enerji kaynakları (rüzgâr enerjisi) varken neden nükleer enerji kullanılmak istenmesi. Enerji konusunda üst düzey bilgiye sahip yetkililer, akademisyenler, enerji uzmanları, Türkiye’nin güneş enerjisi ile Alternatif enerji kaynakları ülkemiz için uygun olsa da nükleer enerjide olduğu gibi yüksek kurulum maliyeti, işletme ve bakım (İ&B), yakıt maliyetleri ve üretim maliyeti(1) göz önüne alındığında nükleer santrallerin alternatif enerjiye kıyasla avantajını göz ardı etmektedirler. Nükleer santrallerde üretim maliyeti kilovat saat başına 2.30 ile 4.80 sent. Diğer yatırım maliyeti dikkate alındığında ise kömürde saatlik 7.6 Euro, doğalgazda 5.3 Euro, nükleerde 13.8 Euro alternatif olarak sunulan rüzgar enerjisinde ise rakam 40.1 Euro ile en yüksek seviyede. İşletme ve bakım (İ&B) maliyeti nükleer ve kömürde 7 Euro’nun üzerinde. Doğalgazda ise yalnızca 3.5 Euro. Rüzgârda 10 Euro’ya çıkıyor. Ancak yakıt maliyetinde işler değişiyor ve doğalgaz en pahalı enerjiye dönüşüyor. Nükleerde yakıt maliyeti 2.7, kömürde 13.1 iken doğalgazda 23.4 Euro’ya kadar çıkıyor. Bu verilerle beraber, alternatif enerjilerin, nükleer santrale karşı biraz da olsa geri planda olması nükleer santral karşıtlarının savundukları görüşün güçsüz kalmasına sebep oluyor. Son olarak nükleer santral karşıtları, ekonomik verileri göz önüne alarak Türkiye’nin bu durumdan fayda sağlayamayacağı fikrini savunmaktadırlar. İlk yatırım maliyeti, Türkiye gibi enerji kapasitesi düşük bir ülkede nükleer santrallerin verimliliği ve hammadde kullanımında dışa bağımlılık-Türkiye hem yeterli uranyum rezervine hem de uranyumu çıkartmak için yeterli teknolojiye sahip olmaması(2)-konusunda çevrecileri haklı çıkarsa da, nükleer enerjinin ömrünün 40-50 yıl olması, yakıt (petrol, doğalgaz) fiyatlarından daha az etkilenmesi, uzun vadede üretim maliyetlerini de amorti edecek olması bakımından nükleer santrallerin ekonomik boyut olarak da nükleer santral isteyenlerini bir adım önde göstermektedir.
Nükleer santralin varlığını istemeyenlerin yanı sıra, nükleer santralin varlığını ciddi anlamda destekleyenler de bulunmaktadır. Savundukları ana düşünce ise büyüyen ekonomi ve büyüme beklentisi Türkiye’nin enerjiye olan ihtiyacını yıllar içinde arttıracağıdır. Bu düşüncenin alt başlıkları olarak da ekonomik büyüme ve sürdürülebilir kalkınma olarak sayılabilir. Üstelik bu düşünce sadece Türkiye için geçerli değil, gelişmekte olan birçok ülke için sürdürülebilir ekonomik kalkınma için üretim, hükümet politikası olarak değil devlet politikası olarak kabul görmeye başlamıştır. Türkiye’nin ekonomisi 2010 yılının 4.çeyreğinde %9,2 büyümüştür. Bu rakam geçen yılın aynı dönemine oranla %17,3 artış göstermiştir. 2010 yılı itibarı ile bu rakam %8,9 olarak gerçekleşmiştir. Yıllık bazda ise artış 2009 yılına oranla %16,0 olarak gerçeklemiştir. Sektör olarak baktığımızda ise sanayi üretimi %11,3, inşaat %13,5, toptan perakende %13,1, ulaştırma ve haberleşme de ise %11,9 büyüme rakamlarına ulaşmıştır(3). Bu büyüme oranları ile Avrupa’da 1. iken; dünyada Çin ve Arjantin’den sonra 3. en iyi ekonomik büyüme rakamlarını tutturarak beklentilerin üstünde bir büyüme gerçekleştirerek şaşkınlık yaratmıştır.(4) Büyüme beklentisi 2011 yılının ilk çeyreğinde süreceği tahmin edilmektedir. İşte bu beklenti, Türkiye’nin enerjiye ne kadar ihtiyaç duyduğunun kanıtı olacak nitelikte. Gelişmekte olan Türkiye ekonomisi, gelişmiş ülkeler sınıfında yer alabilmek için üretim seviyesini arttırmalıdır. Enerjinin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ekonomik faaliyetlerin önde gelen koşulu olduğunu kabul edersek, gelişmiş birçok ülkenin nükleer santral kullanarak enerji ürettiğini görmekteyiz. Fransa’da bu oran %80, ABD’de %20, Rusya’da %16, gelişmekte olan Litvanya’da ise bu rakam %70lere kadar çıkıyor.(5) Bu rakamlar dünya genelinde nükleer enerjinin enerjiden %16lık pay aldığını gösteriyor. Sürdürülebilir kalkınma adına enerjinin kesintisiz olması gereklidir. Bunun başlıca yolu da üretimi arttırarak daha fazla üretim yapmaktan geçiyor. Üretimin temel ihtiyacının da enerji olduğunu düşünürsek, Türkiye’nin daha fazla üretim yapıp yakalanan ekonomik büyümeyi devam ettirmesi adına enerjide, krizlerden etkilenmeyen, dolar artış-azalışına büyük tepkiler göstermeyen, yaşanan siyasi olaylardan dolayı kesintiye uğramayan farklı bir enerji modeline sahip olması gerekmektedir. Enerjide dışa bağımlı olan Türkiye’nin -2009’da doğalgazın %51’i Rusya’dan, %16’sı İran’dan, %15’i Azerbaycan’dan karşılanmıştır(6)- %51 diğer enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar elektrik üretim maliyetlerini etkilemez. Örnek vermek gerekirse yakıt fiyatlarının iki katına çıkması, nükleer üretimi %5-%10 arasında etkilerken, bu etki doğalgazda %70-%80, kömürde %30-%40 oranında görülmektedir.(7) Türkiye’nin gelecek yıllarda enerjiye duyacağı ihtiyaca bir bakalım.
‘Ekonominin yüksek oranda büyüyeceği, diğer bir ifadeyle talebin yüksek oranda artacağı varsayımıyla yapılan tahminlere göre, Türkiye’nin enerji talebi 2011 yılında yüzde 6,5 ve izleyen yıllarda da yüzde 7,5 oranında artarak 2018 yılında 357,2 milyar kilovat saate ulaşacak. Düşük talep artışı tahminine göre ise, 2011 yılında yüzde 5,5, diğer yıllarda da yüzde 6,5 oranında artacağı öngörülen elektrik talebi 2018 yılında 335,8 milyar kilovat saate çıkacak.’(8)
Yukarıda belirtilen enerji ihtiyacını karşılamak ve dışa olan bağımlılığı azaltmak için Türkiye 2020 yılına kadar enerji üretimine %5 oranında katkı sağlayacak nükleer santral kurma projesini ortaya koymuştur.(9) Birçok işadamı da ekonomik kalkınma adına nükleer santralden vazgeçmenin Türkiye’ye yarar getirmeyeceği görüşünde. Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, Ağaoğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ağaoğlu, Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu, Limak Holding Yönetim kurulu Başkanı Nihat Özdemir’in de aralarında bulunduğu işadamları, her ne kadar kendi şirketleri de enerji alanında yatırım yapsa da, gelişmekte olan Türkiye ekonomisinin sürdürebilmesi için ve gelişmiş ekonomilerle rekabet edebilmesi için nükleer enerjiden yana olduklarını vurgulamaktadırlar.(10) Bu görüşler aynı zamanda şirketlerin yatırım yapma fikirlerini de yansıtmaktadır. Enerji konusunda belirsizlik olmaması şirketlerin orta ve uzun vadede daha sağlıklı yatırım planları yaparak, yaptıkları üretimle ekonomiye canlılık getirebilirler. Bu sayede ekonomik büyümenin yanı sıra, Türkiye ekonomisi sürdürdüğü ve yakaladığı üretim kapasitesi ile ekonomik istikrarı yakalama şansına erişebilir. Ekonomik sürdürülebilirlik adına Çin’in yaptığı tam olarak budur. Gerçekleştirdiği ekonomik büyümeyi devam ettirebilmek için 30 tane nükleer santral inşaatı yapılmaktadır. Türkiye’nin de ekonomik odaklı hedefi bu yönde olmalıdır.
Ayrıntısına inildiğinde, her ne kadar nükleer santralin varlığına karşı çıkanların savunduğu görüşler ideolojik, çevre odaklı ve ekonomik boyutlu ve enerjinin nükleer santral ile sağlanmasının Türkiye için uzun vadede yararlı olacağı görüşünü benimseyenlerin savundukları görüşler ise ekonomik odaklı olsa da, Türkiye’nin nükleer santral yapma fikrini belirleyecek ana etmenler olarak; santralin yapılacağı teknolojiyi, saha araştırmasından son çivinin çakılmasına kadarki zamanda yapılan maliyetleri ve son olarak Türkiye’nin dış politikasını ve iç güvenliğini gösterebiliriz. Santralin yapılacağı teknoloji hem çevre konusunda çevrecileri endişelendirmemeli, hem de kullanılan teknolojinin olası bir kaza sonucunda hem ülkeyi hem de dünyayı en az derecede etkilemesi bakımından önemli bir etken olarak gözükmektedir. Yapılan maliyetin, beklenen enerji getirisinden ve kar olarak beklenenden fayda sağlayamaması, Türkiye’nin süregelen ekonomik büyüme ile hem iç hem de dış politikasını etkileyerek güven ortamının zarar görmesine neden olacaktır. Önümüzdeki 20-30 yıl içinde dünyanın en güçlü 15 ekonomisinden biri olacağımızı varsayarsak, yapılması düşünülen iki nükleer santralin maliyet hesabının iyi yapılması gerekmektedir. Ekonomiyle bağlantılı olarak iç güvenlik ve dış politika konuları diğer önem verilmesi gereken konular arasında yer almaktadır. Güçlü bir ekonomiyle beraber, ülkelerarası ilişkiler daha da ilerleyerek kuvvetlenecek ve hedeflenen “Güçlü Türkiye” hedefi gerçekleştirilebilinecektir. Sonuç olarak, hem karşıt düşünenlerin hem de destekçilerin güçlü ve birbiri içinde tutarlı argümanları olsa da, Türkiye nükleer santral duruşunu iyi tespit edip adımlarını bu doğrultuda emin bir şekilde atmalıdır. Aksi takdirde yukarda belirttiğimiz üç ana sebep Türkiye’nin başını uzun vadede ağrıtma potansiyeline sahip bulunmaktadır.

AHMET ARIK

KAYNAKLAR
(1) www.economistim.com/etiket/nukleer-santral-maliyeti/
(2) İskender S, ‘Nükleer Enerji Gerçeği’, TÜTEV, Ankara, 2005
(3) Türkiye İstatistik Kurumu, www.tuik.gov.tr
(4) http://www.ekonomistim.com/2010-buyume-rakami-8-9/
(5) Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu, http://www.nukte.org/node/97
(6) T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı http://www.enerji.gov.tr/yayinlar_raporlar/Sektor_Raporu_EUAS_2010.pdf
(7) Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu, http://www.nukte.org/node/159
(8) Ankara Ticaret Odası, http://www.atonet.org.tr/yeni/index.php?p=1712&l=1
(9) T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı http://www.enerji.gov.tr/yayinlar_raporlar/Sektor_Raporu_EUAS_2010.pdf
(10) http://www.ekoayrinti.com/news_detail.php?id=63144

Hiç yorum yok: